ANADOLU FETHİNİN KAPISI KARS VE ŞEHİT EBUL-HASAN HARAKANÎ

Birçok medeniyet ve kültürün yaşadığı Anadolu toprakları, 10. Asırdan başlayarak 13. Asrın sonuna kadar Müslüman Türkler tarafından yeniden imar ve inşa edilmiştir. İki yönlü fethin gerçekleştirildiği Anadolu; fikir adamları, şair, mutasavvıf, sanatkâr ve devlet adamları tarafından maddi ve manevi olarak yapılandırılmıştır. Anadolu' nun mana ve kültür önderlerinin yaptıkları hizmetler, ilim, irfan, sevgi ve hoşgörüleri bugün hâlâ insanlarımızın gönüllerinde yaşamaktadır. Kıyamete kadar da yaşamaya devam edecektir.


Anadolu coğrafyasının İslamlaşmasında sevgi ve hoşgörüyle mayalanmasında ilk hareket ve emek; şüphesiz ki Ebu’l-Hasan Harakâni Hz.lerine aittir. Halkımızın hafızasında ve gönüllerinde silinmez izler ve heyecanlar bırakan birçok âlim, veli, yol gösteren mürşitler ve kahramanlar Harakâni’nin etrafında toplanarak onun önderliğiyle beraber ve kendisinden sonra, doğudan ve batıdan Anadolu’ya gelerek maddi ve manevi fütuhatı gerçekleştirmiştir. Bu fütuhat suya atılan taşın meydana getirdiği daireler gibi asırlar içinde genişledikçe genişlemiş ve tarihin sayfalarına altın harflerle yazılmıştır.


Harakâni Hazretleri ve yetiştirdiği talebeleri Anadolu da yaptıkları maddi ve manevi hizmetlerle insanlığı tevhidin ve manevi kültürün yararlarına ulaştırmak için gayret ettiler. İnsanlığı tevhidin ve insanlığın şanına yaraşır yüce bir kültüre erdirecek olan Kuran’ın gerçeklerine ve onun gösterdiği sırat-ı müstakime erdirecek güzel ahlakı yaşayıp ve yaşattılar. Böylece Harakâni; Rahman’ın (c.c.) suretinde yaratılıp O’nun (c.c.) ahlakını taşıyacak olan insanın vücuda gelmesi için doğuda ve batıda vakıflar,fütüvvethaneler, medreseler, aş evleri, ilim ve irfan yuvaları açarak, bu hizmet alanlarını İhsan kültürüyle ve isâr anlayışıyla güçlendirerek, kıyamet saatine kadar yaşamalarını ve yaşatmalarını sağlamıştır.Harakâni Vakfı; Anadolu da, Serhat şehrimiz Kars’ da kurulan en eski vakıflardan biridir. Bu vakıf milliyetini, dinini ve inançını sormadan tüm insanlığa, sevgi, hoşgörü ve insanın gönlüne yücelik ulaştırma anlayışıyla hizmet etmiştir.


Harakâni Vakfı ismini, feyzini ve irfanını, Selçuklu medeniyetimizin büyük devletricalini, âlim ve meşayihini yetiştiren Ebu’l- Hasan Harakâni’den almaktadır. Yaklaşık bin yıl önce aziz Anadolu’muzda onun manevi öncülüğünde kurulan Harakâni Vakfı’nın manevi halefidir.


Vakfın düsturu “önce insana; Allah için hizmet ve hürmettir.” Bu esas Harakâni’nin, bin yıldan beridir medeniyetimizi ayakta tutan, aziz milletimizin anlayış ve irfanının neşet ettiği ahlak ve yaşantısından kaynaklanmaktadır. Pirimiz Harakâni şöyle dedi: “Ya ilahi! Senin ve Resulün bendesi, halkının hizmetkârıyım, her kim bu kapıya gelirse ekmeğini verin, inancını sormayın. Zira Allah katında ruh taşıyan herkes Ebu’l- Hasan’ın sofrasından ekmek yemeğe layıktır.”


Buradaki vakıf anlayışı, Harakâni’nin tüm insanlığa miras olarak bıraktığı ilim, irfan, hizmet, himmet, edep, aşk, sevgi ve saygıyla insanı yüceltme, mahlûkata Allah için hizmet etme anlayışıdır. Harakâni bu anlayış ve ahlakı topluma vakıf mirası olarak bırakmıştır. İnsan ve toplum bu hayırlardan faydalanmaktadır. Toprak altındakilerinin vakıflarını korumak, yaşatmak toprak üstündekilerinin faydaları içindir. Vakfa saygı göstermek ammenin hakkını korumaktır. Vakıf insanlık tarihi ile başlar ve insanlık için olmazsa olmaz kurumlardandır. Maddi ve manevi mirasını vakfetmiş olan bir kimsenin en büyük arzusu, vakfının ilelebet yaşaması ve hizmetlerinin devam etmesidir. Harakâni, düşüncelerini, sohbet ve sözlerini, ilim ve irfanını, hizmet ve himmetini, şefkat ve hürmetini kendisinden sonrakilerine vakıf olarak bıraktığında, onları gayretlendirmek, iştiyak ve hizmetlerini artırmak,emanetlere sahip çıkmalarını sağlamak için, “Allah’ın arşı sırtımıza konulmuştur. Ey civanmertler! Yük ağırdır, çabalayın ve yiğitçe davranın!”buyurmuştur. Bunun aksine davranmak, büyük hamiyet sahibi zatın ruhaniyetini incitecek, vakfını ve vakfının hizmetlerini harap edecek hal ve durumlardandır ki, insanları bunlardan sakındırmıştır.


Bin yıla yakındır fütüvvet şehri Kars’ımızda insanlığa hizmet veren Harakâni Vakfı, bu gün de Allah’ın aziz yarattığı insanı önceleyerek, Harakâni anlayışı ile hizmetlerine devam etmektedir. Bu kaderin bir cilvesidir. Bu hal Allah’ın sevdiği kulların miraslarına ve anılarına sahip çıkmasıdır ve bir hikmettir. Bu Vakıf gücünün yettiği kadar Kars’ta, yurt içinde ve yurt dışında tüm Harakâni sevdalıları ile beraber, medeniyetimiz, kültürümüz, aziz milletimiz ve yüce devletimiz için canla başla hizmet etmektedir.


Harakâni Vakfı hizmetlerini sırf Allah rızası için yürütmektedir. Dünyevi hiçbir ikbal peşinde değildir. Memleket, millet ve yüce devletimizin birliğine ve dirliğine katkıda bulunmak üzere çalışmaktadır. Dini, dili, ırkı, cinsiyeti ayırmaksızın herkese hizmet etmek, Harakâni mürüvvet, fütüvvet ve ahlakını gaye edinerek, herkese aynı mesafede durmaktadır. İnsanlığı bölüp parçalayan tefrika belasına karşı Harakâni bundan bin yıl önce Kur’an’dan aldığı ilhamla bizleri uyarmaktadır: “Eğer insanı sevmek ve insana hizmet etmek istiyorsan, her türlü tefrikadan gönlünü temizlemen gerekir.” Harakâni’nin ruhaniyeti asırlardır bu ümmetin, milletin ve devletin birliğinin sembolü olmuştur. Allah için Harakâni’nin kapısına yönelen hiç kimse mahrum olmamış ve olmayacaktır. O kapıya hor bakanlar ise gaflet karanlığının dehlizleri ve nasipsizliğin zilleti içerisindedirler.


İslam medeniyetimizin doğudaki kapısı Harakâni Hazretlerinin medfun olduğu Kars şehri olmuştur. Bu şehir bir taraftan Kafkasya ve Orta Asya’ya, bir taraftan Anadolu ve batıya açılan bir kapıdır.


Anadolu’nun maddi ve manevi fethi dedim. Gerçekten her iki fethin de bir ruhu vardır. Ruhu ve manası olmayan fetih, fetih değildir. Fethin ruhu ve manası şudur ki; gönülleri Allah’ın nuruna açmaktır. Kararmış ruhlara ışık tutmaktır. İnsani erdemlerden yoksun beden arzına güzel ahlak ve iyilik ulaştırmaktır. Allah’ın Resulü Efendimiz (S.A.V.) :


“Kim, Allah’ın adını duyurmak, dinini yaymak için mücadele ederse o Allah’ın yolundadır, diğerleri değildir.” buyurmuştur.


Anadolu’nun maddi ve manevi alanda fethini tetikleyen de Allah Resulünün şu iki hadisi şerifi olmuştur. Bunlardan birisi:


“Allah’ın iki ordusu vardır; biri gökte, diğeri yerde Horasan’dadır. Bunlar Horasan erenleri olup bütün dünyayı irşad etmek isterler.”


İkinci hadis de şudur:


“Kostantiniyye, bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır.”


Ecdadımız bu iki hadisi şerifin sırrına mazhar olmak ve insanlığı kurtarmak için gece ve gündüz çalışmışlardır.


Dünyanın neresinde bir Horasan erine dair herhangi bir iz görürseniz, bilin ki o zat; o beldeyi veya ülkeyi manevi olarak fethe gitmiştir. Bu görev peygamberlerden miras yoluyla gelen bir görevdir. Bu inanç ve aşkla Anadolu’nun fethini yapmak üzere sahabelerle başlayan çalışmalar 10. Asrın ilk yarısından itibaren Horasan erenleri tarafından hızlandırılmıştır. Horasan erenlerinin pîri Ebu’l-Hasan Harakâni Hz.leri, miladi 1021 yıllarında Kars’a gelerek bu şehri kendine hizmet mekânı seçip çalışmalarını başlatmıştır. İslam’ın yayılması, doğuya ve batıya ulaşmasında birçok unsur vardır. Ama en önemli unsur hiç şüphe yok ki dervişler ve alperenlerdir. Yani Horasan erenleri, Harakâni dervişleridir. Harakâni Hazretleri dünyayı ilim ve irfanla gönülleri aşk ve muhabbetle tezyin etmiş faziletli insanlar yetiştirmiştir. Bu zatlardan bazıları:


Harakâni Halifesi Ali Farmedi Tusi, Ebul Kasım Gürkani, Ebul Kasım Kuşeyri, Ebu Said Ebul Hayr, Yusuf Hemedani, Abdullahi Ensari, Ebu Ali Farmedi’nin talebesi İmamı Gazali, Yusuf Hamedeni’nin halifesi Abdulhalik Gucduvani ve Ahmet Yesevi Hz.leridir. Daha nice yüzlerce mutasavvıf ve gönül sultanları.


Ayrıca Sultan Mahmut Gazneli bir Harakâni mürididir. Ebu’l-Hasan efendimizden teberrük hırkasını ve nasihatlerini alarak Hindistan’a Allah için gazaya çıkmıştır. Yine Selçuklu Sultanları; Çağrı Bey, Tuğrul Bey, Vezir Nizamülmülk, Sultan Alparslan. Bunlar da yine Harakâni irfanı etrafında doğuya ve batıya giderek İslam’ı yaymışlardır.


Bütün bu çalışmalar Horasan’ın Rey ŞehrininHarakan Köyünde başlayarak Harakâni irfanının süzgecinden geçirilip Anadolu’ya getirilmiş, Anadolu’da ise bu çalışmalar Kars’tan başlayarak genişletilmiştir.


Hal böyle olunca Kars bir medeniyet şehridir. Kars bir Alperenler şehridir, Kars bir ilim ve irfan şehridir. Kars Anadolu’nun gönlüdür. Bu gönlün sahibi ise Ebu’l-Hasan Efendimizdir. Nitekim kudretli şair Karslı Süleyman Şadi Efendi “Harakâni Methiyesi”nin bir beytinde şöyle demektedir:


“Mevlid-i Hakanı şehri medfenivalası Kars AsitanıçarhıRifattirCenabi bul-Hasen”


Harakâni Hz.leri; Hindistan’a sefere çıkardığı Gazneli Mahmud’a; “Madem hırkamızı aracı ettin neden Hint ve Rum’un Müslüman olmasını istemedin” demiştir. Hazretin bu ifadelerinden şu anlaşılmaktadır ki; Harakâni, doğunun ve batının Müslüman olması arzusuyla Selçukluları harekete geçirmiş ve birçok cihette insan yetiştirerek bu fütuhatı yapmıştır. Harakâni Hazretlerinin Kars’a gelişiyle beraber birçok âlim, derviş, alperen, seyyid Horasan’dan Kars’a gelerek buralarda hizmet alanları oluşturmuşlardır. Hatta bütün Oğuz Boyları Kars’a gelmişler ve sonra Anadolu’nun içlerine yönelmişlerdir. Kayı Boyu, yedi yıl Kars’ta Sürmeli Ovası’nda kaldıktan sonra Söğüt’e gitmiştir. Sultan Alparslan’ın yaptığı ilk fetih; 1064’te Anı ve Kars şehirlerine yapılan fetihtir.


Anadolu’da ilk camii ve medrese Kars’ta kurulmuştur. Anı’nın ve Kars’ın fethinden sonra (1064-1118), Sultan Alparslan’ın emriyle Anı Valisi Emir EbulManucahr, Emir EbulManucahr Camiini ve Medreselerini Anı’da, Harakâni Camiini ise (Evliya Mescid ve Harakâni Kümbeti) Kars’ta yaptırmıştır. Anadolu’daki ilk yerli tarihçi ise; Anı medreselerinde yetişen bilgin ve şair Kadı Burhaneddin Ebu Nasr’dır. “EnisülKulub” adında yedi kitaplık eseri yazmıştır. Hicri 743’te vefat etmiş olan Hadis ve fıkıh ilimlerinin büyük âlimi Ömer Vecihüddin de Kars’ta yetişmiştir. Yine Kars’ta doğup, babasının rahle-i tedrisatında yetişen ve hicri 768’de vefat etmiş olan Şerefeddin Muhammed’in ismi Merzifon’da oturduğu mahallede halen yaşatılmaktadır.


Sevgili Peygamberimizden gelen hafi ve cehri tarik kolları Hz. Ebubekir (R.A.) ve Hz. Ali (R.A.) Efendilerimize ulaşmaktadır. Bu silsilenin ikisi de 6. İmam, İmam Cafer-i Sadık Hz.lerinde toplanmaktadır. Cafer-i Sadık’tan sonra Beyazid-i Bestami’ye ve ondan da Ebu’l-Hasan Harakâni’ye gelip birleşmektedir. Böylece Harakâni Efendimiz Silsile-i Aliyelerin Altıncı Piri olup, tasavvuf ilminin dünyaya yayılmasında bir merkez olmuştur.


Allah’ın Resulü buyurmuşlar ki; “Size iki şey bırakıyorum; Allah’ın kitabı Kur’an ve benim ehli beytimdir.” Kur’an ve maneviyat ilmi ehli beytin kalplerinden insanların kalplerine ulaşmaktadır. Harakâni Efendimiz de bir ehlibeyttir.


Horasan’dan Kars’a gelen Harakâni Efendimiz beraberinde birçok ehlibeyt ve seyyidleri de getirerek Kafkasya, Karadeniz, Anadolu’nun içlerine kadar yerleştirmiş, hizmetleri yürütmüşler, bu açıdan Kars bir tasavvuf ve maneviyat merkezi olmuştur.


Kars denilince akla Ebu’l -Hasan HarakâniEbu’l-Hasan Harakâni denilince Anadolu, Anadolu denilince Harakâni akla gelir. Çünkü Harakâni Anadolu’nun ruhudur, mayasıdır, özüdür. Anadolu baştanbaşa mabetlerle, dergâh ve medreseler ile ulu camii ve ulu evliyalarla doludur.


Anadolu bir hikmet evidir.


Anadolu aşk ve irfan evidir.


Anı’ya, Kars’a ve Anadolu’ya baktığınızda İslam Medeniyetinin zarafetini, letafetini ve zengin güzelliklerini görürsünüz. Bu zengin güzellikler bin yıldan beridir diğer medeniyetleri de bağrında yaşatmış, onların kültürlerine de sahip çıkmıştır. Harakanî Hz.leri irfan mektebinde yetiştirdiği feyiz ve marifetinin ışığıyla aydınlattığı nice gönül erlerini ve kâmil insanları cihana hediye etmiştir.


Bu sebeple Kars, bir kültür ve sanat şehridir.


Harakanî Hz.leri kapısına şu yazıyı yazdırmıştı:


“Kim bu eve gelirse ekmeğini verin inancını sormayın. Yüce Allah tarafından can bağışlanan herkes elbette Ebul-Hasan’ın sofrasında ekmeğe layıktır.”


“İnsanın hem ruhunu hem de bedenini doyurursanız onu yaşatmış olursunuz.”


“İnsanı yaşatmanın yolu onun kalbine sekîneti ve huzuru ulaştırmaktır. Huzura ermeyen insanoğlu hiçbir zaman rahat durmayacaktır. Hem kendisini hem de çevresini rahatsız edip üzecektir.”


Harakanî sultan şöyle dedi; “Herkes sabah uyanır, kalkar. Âlim ilmini, zâhid zühdünü, tacir de ticaretini arttırmanın peşine düşer. Ebul-Hasan ise bir kardeşinin gönlünü huzura ve rahata kavuşturmanın derdindedir.”


Kardeşinin gönlüne yücelik ulaştırmak için de şu sıfatlara ermek gerekir:


• Dürüst olmak


• Alçak gönüllü olmak


• Hürmetli olmak


• İnsana hizmet etmek


• Himmetiyle gayretli olmak


Eğer kişi hürmetli olursa nimeti tamam olur. Bunun içindir ki Harakanî’nin sohbetini dinleyenler onun ruhaniyetine yönelenler kalplerinde daima saadet ve huzuru bulmuşlardır ve bulacaklardır.


Selam ve sevgilerimle…