Şecerei Fütüvvet

Futuvvet Ağacı

“Fütüvvet ehli cennete giden yolda değil Allah'a (C.C.) giden yoldadır.”


Ebu’l – Hasan Harakâni (R.A.)


Kavram olarak Fütüvvet, genellikle başkasını kendine tercih etmek, engin bir mürüvvete sahip olmak demektir. Cesaret, yiğitlik ve mertlik anlamına gelen Fütüvvet tasavvuf çevrelerinde diğergamlik, cömertlik ve şefkat içine alan bir terim olmuştur.


Fütüvvet'i kavram olarak ilk tarif edeninHarakâni Hazretlerinin büyük dedesi İmam Cafer'i Sadık(R.A.)Hazretleri olduğu kabul edilir. Ona göre Fütüvvet, bugün kullanılan empatiden çok yüksek Kur’andaki“Îsâr” ile irtibatlıdır.


Cömertliğin en üst derecesi İSÂR’dır. Diğergamlık, başkasının hak ve menfaatini kendi hak ve menfaatine takdim etmek, başkasını düşünmek (takdimüke gayreke ala nefsike) fütüvvet, civanmertlik, fedakârlık, feragat demektir.


Ebu’l–Hasan Harakâni Efendimiz’in sohbetinde bulunmuş, ondan öğüt almış, ona mürit olmuş Gazneli Devletinin Sultanı Gazneli Mahmut’un “Sarayımın en değerli hazinesi” dediği meşhur İslam âlimi El- Biruni, Ebu’l-Hasan Harakâni’nin devrinde yaşamış, ondan ilim ve feyiz almış bir islam bilginidir. Biruni, Harakâni’nin fütüvvet ve mürüvvetinden bahsederken şöyle demiştir.


“Mürüvvet (adamlık, cömertlik, güzel ahlak) kişinin kendisi, eşi dostu ve durumuyla alakalıdır. Fütüvvet (delikanlılık) ise bunları aşan bir karakterdir. Mürüvvet sahibi kendisinden ve kazandığından başka bir şeyle sorumlu değildir; ancak (sahip olduğu nimetleri) Allah’ın kendisine helal, başkalarına haram kıldığını düşünmeksizin başkalarının borçlarını üstlenir ve onları rahat ettirmek için sıkıntılarını yüklenirse; güçlü, halim selim, vakur, zorlukları üstlenebilen, mütevazi olmakla birlikte şanlı bir delikanlı (fütüvvet sahibi) olarak tanınır ve bunu soyu sopu ile değil hakkıyla elde etmiş olur.”


Büyük Şeyhimiz Harakâni şöyle dedi; “Şu dünyadan dört yüz dirhem borçlu olarak ayrılmayı, bu borcumdan hiçbir şey ödemediğim için hak sahiplerinin kıyamet günü gelip yakama sarılmalarını, birinin talep ettiği bir ihtiyacını karşılayamamış olmaya tercih ederim.”


Bu yolda Harakâni Hazretleri; fütüvvetin ve civanmertliğin en yüksek mertebesini izhar ederek tüm yaşamını ve hayatını bu İSÂR anlayış, yaşayış ve davranış ahlakı üzerine kurarak yol göstermiştir.


Nasıl ki yüce Allah’ın (c.c.) rahmet ve mağfiretinin bir sonu ve sınırı yoksa gayretleriyle Allah’a koşanların da İSÂR’larının bir sonu ve sınırı yoktur. Ebu’l–Hasan Harakâni ve Horasan erenlerinin İSÂR’larına baktığımızda, bu manevi zevki hadsiz ve sınırsız olarak görmekteyiz. Onlar, maddi - manevi, zahir- batin, dünyevi - uhrevi iyilikleri yaymada ve Allah’a yakınlığı aramada, Hakkı her şeye tercih etmişler ve O’ndan hiçbir şey esirgememişlerdir.


Çünkü onların nefisleri ve beşeriyetleri devreden çıkmıştır. Yüce yaratıcının onların neler çektiğini gördüğünden emin olarak yaşamaktadırlar ve Allah onlar ile beraberdir. Lütuf ve kerem kapısından içeri alınanlar, kulluğun gereğini Hakkın istediği gibi yerine getirenlerdir. Akıl sahipleri dünyanın geçici zevklerine aldanmazlar. Feraset ve basiretle bakarak, daimi ve kalıcı olan ruhani zevklere yönelerek zevk alırlar. Akılsız kimseler ise, dünyanın bu parlak ve aldatıcı ziynetlerine ve ihtişamına aldanırlar. Geçici olanı ebedi olana tercih etmek akılsızlıktır. Şair şöyle demiştir: “ Özgür insanın elinden nimetin gitmesi utanç değildir; asıl utanç, güzel halin (nezaketin) yok olmasıdır.”


Özgür insanın ruhu bu alemde bir miktar acı ve ıstırap çekebilir ama o ıstırap insanlığın saadeti ve rahatlığı olmaktadır. Yine şair demiştir: “ Canını başkası için vermek cömertliğin (isâr) doruk noktasıdır.” Ebu’l–Hasan Harakâni ve Horasan erenlerinin yolu, ayırım yapmaksızın canlarını ve mallarını başkalarına feda etmek olan İSÂR olmuştur.


"Fütüvvet bir âlemdir, onun arzı iman, seması marifet, yıldızı hidayet, ayı muhabbet, bulutu akıl, yağmuru rahmet, bostanı edep, ağacı taat, meyvesi hikmettir".


Cebrail (A.S.)’ın “La Feta illa Ali la Seyfe illa zülfikar” sözleriyle övdüğü rivayet olunan Hazreti Ali Fütüvvet'in membaı olarak kabul edilmiş ve kendisi de Fütüvvet'i böyle tarif etmiştir, bu tarif şöyle de izah olunur “ Fütüvvet ağacı biter sadk’u safadan, emanet saklamaktan ve Kerem'den ve mürüvetten ve hayadan. Bu vasf-ı imandır. her kim bu vasıftan taşra olsa, AllahuTaala ondan bizar olur. Ol ağacın Özü Allah yoluna ihsan kılmaktır, buldukları edeptir, hayadır ve kökü tevhittir ve tehlildir. Ve yemişi marifettir, evliya sohbetidir. Ve ol ağacın suyu rahmettir ve rahmet ile su verilir ve kudretten ol su evliyanın gönül tahtına akar, ol ağaç yiğidin gönül tahtında biter. Budakları yücelir, nur ile Celal'e erişir.


Bazı büyük mutasavvıflar Harakâni’yi anlatırken şöyle demişler- dir: gerekli olan her şey kendisine bahşedilen, keşf ve yakînalemine ulaştıktan sonra müşahede ve muayeneye vasıl olup şeyhlik ve önderlik yetkisini elde eden arif. Fütüvvet Harakâni’ de bir makamdır diyemiyorum, çünkü onun fütüvvetinin seyri var, ama sınırı yoktur. Onun yaşantısına söz, sohbet ve menkıbelerine bir bütün olarak baktığınızda; ne derece taze ve etkili olduğunu görüyorsunuz. Bir şair onun için şöyle diyor:


Allah’la konuşurcasına yazdığın şiirde


Senin gibi açık sözlü ve cesur bulunmaz


Sensin bize dil ve alev


Ey feleklere şule saçan er


Gördüm ki gökyüzündeki avda


Çok leş bağlamıştın tasmaya


Nice değersiz vardır ki keşif diye


Saçma akıl ve sözlerden mühür yapar


Sen saçma akıl yürütme ve sözlerden kurtuldun


Çünkü sana aşk vermiştir hırkayı da sarığı da


Sen aşk mülkünde padişahsın


Mülkünden cenneti de ateşi de sürüp atmışsın


İnsanın yücelmesi ve mutluluğu için


Bunca şiir söyledin, yürekler parçalandı kederden


Kederin dağ gibi ihtişamlı


Sevincin tufan ve fırtına


Beşerin değerini arştan da yücelere taşıdın ve bu yolda


Otu çöpü süpürdün attın


Hakk’ın yüce tacını


Topraktan yaratılan insanoğlunun başına giydirdin


Şiirin şarap gibi temiz ve berrak


Senin için bundan başka bir şey denmez


Ey toprağın temizden de temiz oğlu.


Harakâni Efendimizin tasavvufunda civanmertlik onun hayatının anlamı ve var oluş sebebidir. Yaratılış gayesinin Hakk’a ve halka hizmet olduğunu belirtir. Etrafındakiler hep “civanmert” veya “civanmerdan” diye hitap eder. “Allah’ın Arş’ı sırtımıza konulmuştur. Ey civanmertler yük ağırdır, cehd edin ve yiğitçe davranın!” “Civanmertlerin canı, Mustafa’nın(sav) vaktinden, kıyamete kadar Hakk’ın varlığını ikrar eder.” Harakâni’ye göre civanmertliğin üç şartı vardır. “Civanmertlik üç nehirden beslenen bir deryadır: Biri cömertlik, ikincisi şefkat, üçüncüsü de halktan müstağni olup Hakk’a muhtaç olmaktır.” Farsça metinde “bi-niyaz buden” (mahlukata ihtiyaç duymamak) terkibi kullanılmıştır. Bu da geniş anlamda kullanılmıştır. Harakâni şöyle demiştir: “İlâhî, bana Seni gerek.” Şöyle dedi: “Kulum eğer sana Ben gereksem temiz ol; benim temiz olduğum gibi. Bi-niyaz ol, Benim bi-niyaz olduğum gibi. Korkusuz ol, Benim korkusuz olduğum gibi.” Ve şöyle dedi: “Bu, korkusuzların, divanelerin ve mestlerin yoludur. Allah’a yaklaşmak için mestliğin, divaneliğin ve korkusuzluğun faydası vardır.” Harakâni’nin fütüvvetini şu menkıbesi daha iyi anlatıyor. Bu, tarikatta bulunmanın en ileri sınırını gösterir. Bu hususiyet Tezkiretü’l-Evliya’da kendilerinden söz edilen akranı arasında çok nadir bir hususiyettir, onun dostlarından birisi ömrünün son demlerinde ve ölüm anında onunla konuşuyordu. Harakâni dedi: “Ben senden önce ölürsem, otuz yıl da geçse, ölümün anında senin yanında hazır bulunurum.” Makamat-ı Ebu’l-Hasan Harakâni’yi yazan ve aynı adı taşıyan Ebu’l-Hasan Harakânihikayenin sonunu o müridin diliyle şöyle anlatıyor: Nez anında babam sağda durdu ve dedi; “Gel, aleykesselam.” Dedim ki; “Ey babam, kimi görüyorsun?” Dediki; “Bunca zaman sonrası için vaatte bulunan Şeyh Ebu’l-Hasan Harakâni’yi.” Ben korkmayayım diye burada duruyor, civanmerdan topluluğu da onunla birlikte.